Kaygı - İnternete Bakınca Geçmeyen, Aksine İçten İçe Büyüyen O Hâl
Kaygı aslında insanın hayatta kalma refleksi. Tehlike var mı yok mu diye çevreyi kolaçan ettiren bir iç ses gibi. Ama iş biraz internete kayınca bu ses kontrolden çıkabiliyor. Klinik Psikolog Elif Pehlivan, özellikle sosyal medya ve yapay zekâ destekli platformların bu sistemi tersine çevirdiğini söylüyor. Bilgi artıyor ama kafa daha da karışıyor, garip bir durum.
Bir Belirtiyle Başlıyor Her Şey
Gün içinde herkesin başına geliyor. Kalpte bir sıkışma, kafada bir dönme… “Bir bakayım” diye telefona uzanıyorsun. Beş dakika sonra karşında onlarca senaryo. Sosyal medyada biri “bende de olmuştu” diyor, yapay zekâ başka bir ihtimal yazıyor. Zihin zaten hazır bekliyor, hepsini ciddiye alıyor.
Alarm Çalıyor Ama Tehlike Yok
Pehlivan’a göre kaygı, belirsizlikte devreye giren bir alarm sistemi. Sorun şu; bu alarm bazen gerçek tehlike ile sadece bir ihtimali ayırt edemiyor. Özellikle hastalık kaygısı yaşayanlar için internet işleri daha da zorlaştırıyor. Küçük bir belirti, kısa sürede büyük bir korkuya dönüşüyor.
Bilgi Aramak Rahatlatmıyor
Çoğu kişi “araştırınca içim rahatlar” diye düşünür. Ama kaygı varsa işler pek öyle gitmiyor. Çok fazla ihtimal görmek belirsizliği azaltmıyor, tam tersine artırıyor. Alarm hep açık kalıyor. Bir süre sonra düşünce biçimi de değişiyor, insan kendi kendine senaryo yazmaya başlıyor.
Daha Önce de Yaşandı
Pandemi dönemini hatırlayan çoktur. Bir öksürükle herkes Google’a koşmuştu. Kimisi günlerce uyuyamamıştı. Şimdi benzeri durum sosyal medya ve yapay zekâ üzerinden yaşanıyor. Mekân değişti, his aynı kaldı.
Elif Pehlivan, önce bir hekime gidilip gerekli kontrollerin yapılmasını öneriyor. Sonuçlar normalse, doktorun söylediklerine güvenmek önemli. Ardından psikoterapi, bu döngüyü kırmak için en sağlam adım olarak görülüyor.





