Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kılıçdaroğlu’nun bir dakikalık şov uğruna bunca emeği silip atmasının, bilimin konuşulması gerektiği yerde bilimi ayaklar altına almasının takdirini ben sağlık çalışanlarımıza ve milletimize bırakıyorum. Rabbim ülkemizi bu habis zihniyetin tasallutundan, bu zihniyetin yol açacağı tahribattan, bu zihniyetin sebebiyet vereceği yıkımdan muhafaza eylesin. Bununla da kalmayıp tabii Sağlık Bakanımıza da bindiriyor. Atılacak tırnağı olsan ne ala, değilsin. O kadar zavallısın” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Yeni anayasa hazırlıkları sürecinde ilerleyen dönemde Meclise ve AK Parti grubuna önemli görevler düştüğünü söyleyen Erdoğan, “AK Parti grubunun tüm bu zorlu çalışmaları başarıyla yürüterek ülkemizi 2023 hedeflerimize adım adım yaklaştıracağına inanıyorum. Her bir milletvekilimiz, kendi şehrinin temsili yanında yasama faaliyetlerine de en aktif şekilde katılarak bu yükü paylaşacaktır. Her dönemde olduğu gibi bugün de Meclisin ve ülkenin lokomotifi sizler olacaksınız. Kongremizde temel çerçevesini ortaya koyduğumuz 2023’e kadarki yol haritamızın hayata geçirilmesini hem Mecliste hem illerimizde sizlerle birlikte sağlayacağız” ifadelerini kullandı.

Eski Türkiye ile bugünkü Türkiye’nin mukayesesini her fırsatta milletle paylaştıklarını kaydeden Erdoğan, “AK Parti iktidara geldiğinde CHP Genel Başkanı herhalde 50’lilerinin başındaydı. Kendisinden 20 yıl öncesinin Türkiye’siyle bugünün Türkiye’sini şöyle elini vicdanına koyarak karşılaştırmasını istiyoruz. Gittiği yollar aynı yollar mı, gördüğü binalar aynı binalar mı, aldığı hizmetler aynı hizmetler mi, ülkenin vizyonu aynı mı? Bir günden bir güne bu zatın ağzından ‘Tamam pek çok eksik ve hatta yanlış var ama memlekette şöyle iyi bir şey de yapıldı’ sözünü duymadık. Tam tersine CHP Genel Başkanı ve şürekâsı, tüm konuşmalarında hafıza-i beşerin nisyanına güvenerek, yarısı yalan, yarısı yanlış bir sürü iddia ortaya atıyorlar. İzmir’e bir bak ya. İzmir’e neler yaptı bu iktidar. Öyle ki bir grup emekli amiralin buram buram darbe iması kokan açıklamalarını ekonomiyle ilişkilendirerek ‘gündem saptırma’ olarak aklamaya çalışacak kadar şirazesinden koptu. Darbecinin emeklisi-muvazzafı olmayacağını bilmeyecek kadar bunlar cahil mi, yoksa sinsilik mi? Bununla da kalmayıp bizi herkesi terörist, herkesi darbeci ilan etmekle suçluyorlar. Tabii kendileri teröristlerle al takke-ver külah ilişkisi içinde oldukları için teröriste terörist dememizden rahatsız oluyorlar” açıklamasında bulundu.

“Tüm hayatları boyunca iktidarı darbe ve vesayet gölgesinde aradıkları için darbeciye darbeci dememizden huzursuzluk duyuyorlar” diyen Erdoğan, “Teröristlerle ve darbecilerle mücadelemizi ekonomiyle ilişkilendirerek, güya kendi akıllarınca bir taşla iki kuş vurmanın hesabını yapıyorlar. Hem teröristleri ve darbecileri aklıyorlar hem de ekonomi üzerinden milletimizin, özellikle de gençlerimizin umudunu kırarak, ülkemizi güven ve istikrar yerine kaos iklimine yönlendirmeye çalışıyorlar. Türkiye, daha 15 Temmuz acısının yaralarını saramamışken, bir grup emekli askerin aslı astarı olmayan meseleler üzerinden milli iradeyi, ülkenin seçilmiş yönetimini tehdit etmelerini küçümseyen darbecinin ta kendisidir. Şu anda bu emekli generallerin merkezinde CHP’nin kendisi vardır. Ve bu 104’ün içerisinde şu anda CHP üyesi olanlar vardır. İncelemeler devam ediyor. Hadi 15 Temmuz’da Bay Kemal tankların arasından sıvışıp milletin sokakta verdiği mücadeleyi rahat koltuklarında kahve içerek televizyonda seyretmiş olabilirsin. Bu senin korkaklığındır ama bundan sonra yemezler. Siz kaçacaksınız biz kovalayacağız. Darbe heveslilerini bu derece hararetli bir şekilde savunmanıza müsaade etmeyiz. Demek ki mesele korkaklık, mesele yüreksizlik, mesele geçmişinden utanmak değilmiş. Oturduğu koltuğa mide bulandırıcı bir kaset kumpasıyla getirilen bu zata diyet olarak darbecilerin sözcülüğü vazifesinin tevdi edildiği anlaşılıyor. Aksi takdirde akıl ve izan sahibi hiçbir siyasetçi, doğrudan kendi varlığını hedef alan anti-demokratik bir girişim karşısında böyle bir tavır içine giremez. Kendi iktidarını ülkenin ve milletin felaketinde gören bu habis zihniyeti, en az teröristler ve darbeciler kadar tehlikeli görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatının tamamının AK Parti’nin projelerini engellemeye çalışmakla geçtiğini söyleyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Yüzsüzlükte ve arsızlıkta öyle tavan yapmış durumdalar ki, dün engellemek için çırpındıkları eserleri ve hizmetleri bugün sanki kendi projeleriymiş gibi sahiplenmekten de geri kalmıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül veren vatandaşlarımızın tüm bu olup bitenleri ibretle takip ettiğine, günü geldiğinde de demokrasi ve kalkınma düşmanlarına hak ettikleri cevabı vereceklerine yürekten inanıyorum.”

Partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunu eleştirerek istifaya çağıran CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki gösteren Erdoğan, “Kılıçdaroğlu hızını alamayıp işi salgınla mücadelede en önemli referans kaynağımız olan, ülkemizin kendi alanlarının en yetkin isimlerinden oluşan Sağlık Bakanlığı Bilim Kuruluna saldırmaya kadar vardı. Vah zavallı. Biz salgınla mücadeleyi siyaset üstü, 84 milyonun tamamının sağlığını ilgilendiren milli bir mesele olarak görüyoruz. Bilim Kurulu üyelerimize kadar bugüne kadar verdikleri hizmetler için de şahsım, ailem, grubum ve milletim adına kendilerine teşekkür ediyorum. Bilim Kurulu başta olmak üzere sağlıkta bugüne kadar ölen nice arkadaşlarımız oldu. Bunlarla ilgili Bay Kemal senin bir derdin oldu mu? Kılıçdaroğlu’nun bir dakikalık şov uğruna bunca emeği silip atmasının, bilimin konuşulması gerektiği yerde bilimi ayaklar altına almasının takdirini ben sağlık çalışanlarımıza ve milletimize bırakıyorum. Rabbim ülkemizi bu habis zihniyetin tasallutundan, bu zihniyetin yol açacağı tahribattan, bu zihniyetin sebebiyet vereceği yıkımdan muhafaza eylesin. Bununla da kalmayıp tabii Sağlık Bakanımıza da bindiriyor. Atılacak tırnağı olsan ne ala, değilsin. O kadar zavallısın” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun siyasi hayatının tamamının projeleri engellemeye çalışmakla geçtiğinin altını çizen Erdoğan, “Yüzsüzlük ve arsızlıkta öyle tavan yapmış durumdasınız ki dün engellemek için çırpındıkları eserleri ve hizmetleri bugün sanki kendi projeleriymiş gibi sahiplenmekten de geri kalmıyorlar. İstanbul’da ne yapmışsak şimdi onları sahiplenmeye çalışıyorlar. Ya bu ne utanmazlıktır, bu ne terbiyeden muaf kalmış bir haldir. CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızın tüm bu olup bitenleri ibretle takip ettiğine, günü geldiğinde de demokrasi ve kalkınma düşmanlarına hakettikleri cevabı vereceklerine inanıyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, en tehlikeli yalanın içine doğruların karıştırıldığı yalan olduğuna dikkat çekerek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanlış, yıkılmış, batmış, bitmiş bir Türkiye fotoğrafı çizmeye çalıştığını söyledi. Türkiye’nin son 8 yıldır kesintisiz yaşadığı saldırılar sebebiyle elbette ödediği bir bedel olduğunu kaydeden Erdoğan, “Korona virüs salgınının özellikle hizmet sektörü üzerindeki olumsuz etkilerini gayet iyi biliyoruz. Bir yandan sınırlarımız içinde ve dışında terör örgütlerinden darbecilere kadar geniş bir cephede mücadele verirken, diğer yandan da ülkemizi kalkındırma, büyütme ve güçlendirme mücadelemizi sürdürüyoruz. Çevremize baktığımızda Türkiye’nin Kılıçdaroğlu’nun ısrarla göstermeye çalıştığı gibi dizlerinin üstüne çökmüş, yerle yeksan olmuş bir ülke haline gelmesini sabırsızlıkla bekleyenler olduğunu zaten görüyoruz. İşin acı tarafı düşmanın kılıcıyla kendi ülkesine saldıran profile sahip bir ekibin ülkenin ikinci büyük partisini adeta işgal etmiş olmasıdır. Bunlar, Türkiye işgal edilse keyifle kadeh kaldıracak kadar kendi ülkelerinden nefret eder hale gelmiştir. Bunlar, Türkiye iflas etse kalkıp göbek atacak kadar kendi halkından nefret eder hale gelmiştir. Bunlar, ülkede çıkacak her türlü kaosu, kargaşayı, krizi, yıkımı dört gözle bekler hale gelmiştir. Bunlar, insanlar hastaneye gidemedikleri için sokakta kıvranarak ölse, iş bulamadıkları için sokakta yatıp kalkmaya başlasa, destek alamadıkları için evlerinde sefalete mahkum olsa ‘yaşasın bize iktidar yolu açılıyor’ diye birbirlerini tebrik edecek hale gelmiştir. Bekledikleri, umdukları, temenni ettikleri görüntüler ortaya çıkmayınca da kendi kendilerini gaza getirerek, yalanlar ve çarpıtmalar üzerine kurulu bir Türkiye fotoğrafı çizmek için yırtınıyorlar. Türkiye, böyle bir siyaset anlayışını, böyle bir muhalefet tarzını, böyle bir rekabet yöntemini hak etmiyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum. Bu ülkede tenceresini kaynatmakta zorlanan her vatandaşımızın derdine, 19 yıldır olduğu gibi bugün de, yarın da yine biz derman bulacağız. Bu ülkede iş bulmakta zorluk çektiği için geleceğine tereddütle bakan her gencimizin, her vatandaşımızın sıkıntısına, 19 yıldır olduğu gibi bugün de, yarın da biz çözüm bulacağız. Bu ülkede salgın şartları sebebiyle ekmek teknesini çevirmekte zorlanan her esnafımızın, sanatkarımızın, KOBİ’mizin önünü, 19 yıldır olduğu gibi bugün de, yarın da biz açacağız. Bu ülkede tek bir insanımızın bile kendini sahipsiz hissetmemesi için tarihimizin en kapsamlı ve en etkin sosyal destek mekanizmalarını 19 yıldır olduğu gibi bugün de, yarın da biz işleteceğiz. Üstelik biz bunları sadece vaat olarak değil, sadece taahhüt olarak, sadece afaki sözler olarak ifade etmiyoruz. Söylediğimiz her sözün arkasında 19 yıllık bir müktesebat var. Türkiye’yi bugüne kadar demokraside ve kalkınmada, Cumhuriyet tarihinin tamamında yapılanların 5 katı, 10 katı hizmetlere nasıl kavuşturduysak, bundan sonra da çok daha fazlasını gerçekleştirecek azme ve hazırlığa sahip tek parti biziz.”

Yalanın en etkili panzehirinin hakikat, iftiranın en etkili panzehirinin ise hukuk olduğunu kaydeden Erdoğan, makroekonomiden başlayarak AK Parti’nin son 19 yıldaki hizmetlerini aktardı. Erdoğan, “Türkiye ekonomisi 2002 yılı öncesi dönemde yüksek kamu açığı, yüksek enflasyon, zayıf bankacılık sektörü, kırılgan sanayi altyapısı ve yenilikçi faaliyetlerden mahrum bir reel sektöre sahipti. Ülkemize hakim olan bu dinamikler, siyasi dalgalanmalarla birleşerek, istikrarsız ve sağlıksız ekonomik bir yapıyı besleyip büyütüyordu. Türkiye’nin asırlık kalkınma gayretleri, işte bu sebeple derin yaralar alıyor, bir türlü istediğimiz atılımları gösteremiyorduk. Bugün geldiğimiz noktadaysa, en kısa sürede çözmekte kararlı olduğumuz kimi sıkıntılarımıza rağmen karşımızda bambaşka bir resim vardır. Her şeyden önce Türkiye ekonomisi, şoklara karşı önemli ölçüde dayanıklılık kazanmıştır. Küresel çapta meydana gelen krizleri dahi, daha az hasarla ve daha kısa sürede atlatma kabiliyetine kavuşmuştur. Güçlü sanayi altyapımız ve yenilik yapma kabiliyetimizle pek çok gelişmekte olan ülkeyi geride bıraktık, gelişmiş ülkelerle rekabete başladık. Göreve geldiğimizde Türkiye ekonomisi, satın alma gücü paritesine göre dünyada 18’inci sıradayken, artık 13’üncü sırada bulunuyor. Milli gelirimizi, döviz kurundaki ekonomik temeli olmayan dalgalanmalara rağmen 238 milyar dolardan 3 katlık bir artışla 717 milyar dolara yükselttik. Sağlanan ekonomik istikrar ve iyileşen yatırım ortamı sayesinde, özel sektör sabit sermaye yatırımlarının milli gelirimize oranı yüzde 14,8’den yüzde 22,6’ya yükseldi. Tüketici enflasyonunu, 2002 yılındaki yüzde 29,7 seviyesinden yüzde 6,2’e geriletmiştik” açıklamasını yaptı.

Son dönemde bir miktar artış gösteren enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürmekte kararlı olduklarına dikkat çeken Erdoğan, şunları dedi:

“Disiplinli maliye politikalarından taviz vermeyerek, bütçenin kalitesini önemli ölçüde iyileştirdik. Merkezi yönetim bütçe açığının milli gelire oranını 2002’deki yüzde 11,1 seviyesinden 2020 yılında hem de salgına rağmen yüzde 3,4’e gerilettik. Bu oran, dünya genelinde geçen sene yüzde 11,8 olarak gerçekleşti. Aynı şekilde 2002’de bütçemizden faiz ödemelerine ayrılan pay yüzde 43,2 iken, bu oranı da geçen sene yüzde 11,1’e düşürdük. Bir başka ifadeyle, 2002 yılında toplanan her 100 liralık verginin 87 lirası faize giderken, 2020 yılında bu rakam 16 liraya indi. İnşallah faizleri de tek haneli rakamlara indirerek, bu rakamı çok daha azaltacağız. Bütçede sağladığımız mali disiplin, borçlanma rakamlarına da yansıdı. Avrupa Birliği tanımlı brüt genel yönetim borç stokumuzun milli gelirimize oranı yüzde 71,5 iken, yüzde 39,5 seviyesine geriledi. Bankacılık sektörüne de özel bir parantez açmak istiyorum. 2002 yılında bankacılık sektörü, reel sektörü desteklemek bir yana, sağlıksız yapısıyla ekonominin üzerinde ciddi bir yüke dönüşmüştü. Bugünse bankacılık sektörümüz, finansmana erişimin kesintisiz devamını sağlayarak, büyüme ve kalkınmamızı destekleyen bir konumda bulunuyor. Sektörün 2002 yılı sonunda yüzde 17,5 seviyesinde olan takipteki alacak oranı, bu yılın şubat ayı itibarıyla yüzde 4 seviyesindedir. Aynı dönemler arasında sektörün özkaynakları 23,3 milyar liradan 780 milyar liraya yükselmiştir.”

“Bankacılık sektörünün döviz pozisyon açığı olmadığı gibi, yaklaşık 6 milyar dolar fazlası mevcuttur” diyen Erdoğan, “Uyguladığımız ürün ve pazar çeşitlendirme politikaları sayesinde, küresel değer zincirlerine önemli ölçüde entegre olduk. Böylece ihracatımız, 2002 yılındaki 36 milyar dolar seviyesinden 170 milyar dolar seviyesine çıktı. Bir milyar doların üzerinde ihracat yaptığımız ürün sayısını 9’dan 39’a, ihracatçı sayımızı yaklaşık 3 kat artışla 90 bine yükselttik. İhracatımız bu yılın ocak ayında yüzde 2,5; şubat ayında yüzde 9,5’luk; mart ayında yüzde 16,3’lük artış göstererek yükseliş eğilimini sürdürüyor. Mart ayı, yaklaşık 19 milyar dolarlık ihracat rakamıyla tüm zamanların rekorunu kırdığımız bir dönem oldu. Bu yılın ilk çeyreğinde ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 82’ye ulaşarak, cari açığımızın azaltılmasına önemli bir katkıda bulundu” ifadelerini kullandı.

Avrupa’dan Çin’e kesintisiz demiryolu ulaşımını başlatarak dış ticarette yeni ve önemli bir hattı faaliyete geçirdiklerini söyleyen Erdoğan, “Hayata geçirdiğimiz bir düzenlemeyle 17 bin 888 ihracatçımıza hususi damgalı pasaport vererek, yurt dışı seyahatlerini kolaylaştırdık. Son bir yılda ülke genelinde 3 milyon 115 bin esnaf ve sanatkarımıza toplamda 165 milyar lira tutarında faiz indirimli kredi kullandırdık. Tabii bunları Kılıçdaroğlu takip ediyor mu bilmiyorum. Devamlı çiftçiyi şöyle batırdılar, böyle batırdılar bunları anlatıyor. Bak resmi rakamlar burada. Buna bak. Resmi rakamlarla değil, uçuk saçık rakamlarla konuşmak ve bu milleti yalanla aldatmak sana hiçbir şey kazandırmayacak. Güven ve istikrar ortamı ülkemize yönelik doğrudan yabancı yatırımları da hızlandırdı. Göreve geldiğimizde doğrudan yabancı yatırım toplamı 18,8 milyar dolar iken, bu rakam 2020 yılı itibarıyla 213,2 milyar dolara ulaştı. Şayet salgın olmasaydı turizmde de güçlü canlanmanın devamı gelecekti. Turizm gelirimizi 2002’deki 12,4 milyar dolar seviyesinden salgın öncesi son sezon olan 2019’da 34,5 milyar dolara yükseltmiştik. Halen turizm sektörümüz ümit verici bir rezervasyon talebiyle karşı karşıyadır. Ülkemizde ve bölgemizde salgın belirli bir seviyenin altına düştüğünde, eskisinden çok daha güçlü bir turizm hareketliliğine sahip olacağımız görülüyor” dedi.

-İHA-