Gıda krizi ve çözümleri Efes Tarlası Yaşam Köyü’nde konuşuldu

Başka Bir Siyaset Okulu Açık Oturum Serisi, Efes Tarlası Yaşam Köyü’nde düzenlenen Politik Ekoloji konulu oturum ile tamamlandı. Oturumda Bediz Yılmaz, Bülent Şık ve Umut Kocagöz’ün katılımlarıyla tarım, gıda krizi ve gıda egemenliği konuşuldu.

İZMİR 15.05.2022, 15:39
Gıda krizi ve çözümleri Efes Tarlası Yaşam Köyü’nde konuşuldu

Başka Bir Siyaset Okulu Açık Oturum Serisi, Efes Tarlası Yaşam Köyü’nde düzenlenen Politik Ekoloji konulu oturum ile tamamlandı. Oturumda Bediz Yılmaz, Bülent Şık ve Umut Kocagöz’ün katılımlarıyla tarım, gıda krizi ve gıda egemenliği konuşuldu.

Başka Bir Siyaset Okulu, Politik Ekoloji oturumu ile sona erdi. Bediz Yılmaz, Bülent Şık ve Umut Kocagöz’ün katılımlarıyla düzenlenen oturumda tarım, gıda krizi ve gıda egemenliği konuşuldu. Halka açık son oturumun moderatörü Ulaş Bayraktar, Başka Bir Siyaset Okulu ile ilgili değerlendirme yaparak “Bu yıl Başka Bir Siyaset Okulu’nun 6.’sını yapıyoruz ama bu kadar başkasını yapmamıştık. Selçuk Belediyesinin olağanüstü organizasyonu ve müthiş ev sahipliğine bütün arkadaşlarım adına teşekkür ediyorum” dedi.

“Gıda krizini ağır şekilde yaşıyoruz”

Oturumun konuşmacılarından Bülent Şık, gıda krizinin iki farklı yönü olduğuna dikkat çekerek “Gıda krizini doğrudan çok somut bir şekilde, ağır bir şekilde yaşadığımız bir dönemdeyiz. Biz bu krizi iki türlü yaşıyoruz. Biri iklim koşullarındaki bozulma, aşırı hava olayları gibi etkenler nedeniyle hasat ettiğimiz gıda miktarında düşme. Daha az ürün hasat ediyoruz. Ürünlerin ortam koşullarına verdiği yanıt genelde hasat miktarında azalma oluyor. Gıda krizi anlamında bir diğer önemli problem gıdaların içerdiği besin öğeleri fakirleşiyor. Bu problemlerin elbette çözümleri var. Bunların bir kısmı agroekolojik yaklaşımlar, yani ekolojik temelli bir tarımsal politikayı uygulamaya sokmak. Önümüzdeki 10 yılda gıda krizinin daha çok gündeme geldiğini göreceğiz. Yaklaşan gıda krizine karşı ne yapacağımız sorusunun bir yanıtı var ama uygulanabilir, hayata geçmiş bir program yok” dedi.

Politik ekoloji

Oturumun konuşmacılarından Umut Kocagöz de politik ekoloji kavramının, dünyada yaşanan ekolojik sorunların politika ile ilgili olmak, aynı zamanda politik sorunların ekolojik bir kökene dayanmak gibi iki ayrı anlamı olduğunu belirterek “Mevcut politik yapılanmanın kendisini ve ekolojik ilişkilerini sorgulamamız ve dönüştürmemiz gerekiyor. Politik ekoloji bize bu imkanı sağlayan bir araç. Ekolojik krizle baş başa kaldığımız bu konunun bir politik alt yapısı var. Bu alt yapıyı dönüştürmeden bizim başka bir şey tahayyül etmemiz de çok mümkün değil” diye konuştu.

"Yeniden üretebilen bir tarım mümkün"

Türkiye’de ve dünyada hakim olan endüstriyel tarım modelinin çiftçiyi tarım şirketlerine bağımlı kılmasının yanı sıra tarım şirketlerinden alınan gübre ve ilaçların da doğayı tahrip ettiğini belirten Kocagöz, “Endüstriyel tarım alternatifsiz değil. Bugünün gıda krizine karşı bizim gelenekselden gelen ama güncel teknolojik bilgisini kullanarak bunları harmanlayan ekolojik köylü tarımı agroekolojik olarak karşımıza çıkıyor. Agroekoloji ile kadimden gelen geleneksel tarım yöntemleri, atalık tohumlar ve yerel tohumlar kullanılmasıyla ve güncel teknolojik gelişmelerle doğaya zarar vermeden, büyük şirketlere bağlı olmadan kendini yeniden üretebilen bir tarım mümkün” sözlerine yer verdi.

"Gıda egemenliği halkın kendi gıda sistemini üretmesi ve yaşatmasıdır"

Gıda krizine karşı bir diğer önemli kavramın da gıda egemenliği olduğunun altını çizen Umut Kocagöz, şöyle konuştu: “Gıda egemenliği kavramı da esasen üretenlerin ve üreten ürünlerden faydalanan üreticilerin gıdanın nasıl üretildiği, ne için üretildiği, ne kadar üretildiği ve nasıl tüketileceğine dair karar verme hakkına sahip olduğunu savunur. Bunu şöyle ifade etmek mümkün; gıda egemenliği üreticiler ile tüketicilerin doğrudan ilişki kurduğu, şirketleri aradan çıkaran bir model aslında. Bu model yarına bırakılmadan bugünden kurulabilir. Üretenler gerçekten ürünlerinin sahibi olduğunda herhangi bir siyasi, sosyal, ekonomik otorite onlara buyurmadan gerçekten kendi özgür seçimleriyle halkı beslemek için yaptıkları tercihlerle davrandıklarında ve tüketicilerin de gerçek gıdaya ulaşmak için örgütlenerek bunun talebinde bulunduğunda biz gıda egemenliğinden bahsedebiliriz. Gıda egemenliği özetle halkın kendi gıda sistemini üretmesi ve yaşatmasıdır."

"Tüketiciye de rol düşüyor"

Politik Ekoloji oturumunun son konuşmacısı Bediz Yılmaz, tarımda yaşanan sorunların çözümünde tüketicilere büyük rol düştüğünü ifade ederek “Gerçekten çok büyük bir kriz var. Gezegeni felakete götüren yanlış uygulamalar var ama burada sorun yalnızca üreticinin değil. Tüketicinin yoğunlaştığı yerler olan kentler bu anlamda kritik roldeler. Tüketicilerin kendi üretim alışkanlıkları üzerinden tüketim üzerinde doğrudan etkileri olduğu sürece taleplerin değişimi gerekiyor. Çünkü her birimiz bu kirliliğe maruz kalıyoruz. O zaman bu talebin kentler üzerinden dönüşmesi gerekiyor. Kırsal ile kentin ilişkinin daha net kurulması gerekiyor. Kentlerin kendi içerisinde üretim odakları oluşturulması gerekiyor. Yeter ki biz ne yiyoruz, yediğimiz şey nereden geliyor, geldiği yerde üretiliyor o toprağı nasıl etkiliyor gibi soruları kendimize soralım. O soruların cevabı iklim krizine ekolojik açıdan zararlı bir şekilde yol açıyorsa o alışkanlıkları değiştirmemiş gerekiyor. Biz pazarda yerelde üretilmiş bir domatesi biliyorsak marketten 1000 km, öteden gelmiş domatesi satın alamayalım” dedi.

Katılımcıların sorularının cevaplanmasıyla sona eren Politik Ekoloji oturumunun sona ermesinin ardından 8-14 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen Başka Bir Siyaset Okulu’nun katılımcılarına katılım belgeleri verildi.

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@